_ikinci nokta

RSS arşiv

dünya'yı gör evladım, dünya güzel...

hayali

bunların hepsi yalnızlıktan oluyor biliyorsun değil mi?. bunca bunaltı, sıkıntı… çok dengesiz davranışların var.. kimseye zararın yok.. bütün zararın kendine.. kafandan geçen tüm kötü düşünceleri kendine uyguluyorsun.. yakma o sigarayı, duman altı oldu odan yine.. her şeyden bu kadar çabuk sıkılma.. üşeniyorsun aslında sadece.. yaptığın şeylerin sonucunu kafanda oluşturup sıkılıyorsun.. devam etmek istemiyorsun.. ama buna sadece kendi kendine vardığın sonuçlar üzerinden karar veriyorsun.. bırak biraz kendi haline.. düşünme.. rahat insan ol.. ama o yaptığın rahat insan numaralarından bahsetmiyorum.. kendin bile inanmadığın bir şeyi insanlara inandırmanın anlamı ne?. onu da beceremiyorsun zaten.. 

aslında o kadar yalnız da sayılmazsın.. bir düşün bak.. o kadar kişi var çevrende.. tamam çok var diyemem ama var işte.. kimisinin o da yok.. sana şükret falan demiyorum tabi ki ama ne bileyim, biraz daha insancıl olsan, biraz daha kendinden uzaklaştırmasan insanları, her şey daha güzel olur gibi.. git yeni insanlarla da tanış demiyorum sana.. sigara mı yaktın sen yine?. ulan kime laf anlatıyorum ki zaten..

çok boş duruyorsun.. ondan da oluyor aslında.. işin gücün varken ne güzel kafan düşüncelere açık olamıyor ve hayat daha bir çekilir oluyor.. kendine uğraş bul.. bir şeyler çözümle bak iyi gelecek.. biliyorum seni ben.. saçma da olsa bir uğraş bulsan takıntılı gibi yapışırsın ona.. sonrasında bırakma işte.. gerçi sen sigaraya da öyle başladın.. içme oğlum şunu.. hay zıkkım nasıl da koktu be..

kendini yalnız bırakan, sonra da suçu başkalarına atan birisin sen.. bunu kendine sen yaptın işte.. şu an bu sebeple yakınmaya hakkın yok.. ne oldu bitti mi o paket de?. karton almış it.. garanticisin tabi tahammülün yok eksikliğine.. sadece sigaranın eksikliğine tabi.. ver bir dal ulan canım çekti.. hoop kime diyorum.. lan!..

kendi kafanda yarattığın hayali kişiliğe de kapalı değil mi kulakların.. bilinçaltınım ben senin lan.. beni nasıl yok sayıyorsun ki.. tepki ver bana.. he de git de bir şey de.. yahu tamam iç sigara mı içiyorsun ne içiyorsan iç ama beni de bir duy be.. 

off ben bile sıkıldım senden.. dinlemeyeceksin madem ne diye dile getirirsin beni be adam.. hayır bilinç dediğin şey de öyle kişiden kişiye geçemiyor ki.. kaldık senin gibi bir kafaya.. verme sigara da istemiyorum.. pasif pasif beni de zehirledin zaten.. şu duman altı odanda yapacak bir şey bulamadığında istersin beni yanında ama.. hadi bak dediklerimi unutma, diyeceğim de dinlemedin ki.. neyse ben biraz dolanıyorum.. kafanda..

duymak istemeyen adama da konuşması ne zormuş be..

ters sansür

zengin

nasıl çok zengin olduğum konusu aslında o kadar da karmaşık değil.. sadece bir fikrim vardı ve bir şekilde bunu hayata geçirdim diğer bütün zengin insanlar gibi.. elbette şansım da yaver gitmişti.. hani olur ya böyle her şey üst üste ters gitmeye başlar önünü alamazsınız… benimki de onun tam tersi oldu işte.. adım necati soyadım sema.. sema holding kurucusu, patronu, dehası… artık ne derseniz işte..

öncelikle hala haberi olmayanlar için icat ettiğim aletten bahsetmek isterim.. ismi “sema 125”.. evet holdingime olduğu gibi bu alete de soyadımı kullanarak isim verdim.. o konuda pek yaratıcı değilim.. zaten pek çok konuda yaratıcı değilimdir ancak herhalde bu yaratıcılık yoksunluğu birikerek bir anda ortaya fazla yaratıcılık olarak ortaya çıktı.. ne diyordum?. hah.. sema 125.. aletin özelliği sadece sizi uyutmak.. evet sadece bu kadar.. kafanıza yerleştirilen ufak bir düzenek sayesinde istediğiniz anda uyuyabiliyor ve önceden ayarladığınız saatte uyanabiliyorsunuz.. böyle söyleyince çok basit biliyorum.. hatta neden bu kadar popüler oldu ilk başta anlayamadım.. sanırım en basit şeylerin en çok tutulanlar olduğu gerçeği, gerçekmiş evet.. bir de ürün ismindeki 125, tamamen icat sırasında kullanılan saçma sapan bir numaraydı.. sema isimli başka bir ürün bulunduğundan bu ismi tescil ettiremedim ben de böyle bir yola gittim..

40 sene önce en büyük derdim uyku problemiydi.. bazen günlerce uyuyamaz, bazen de günlerce yataktan kalkamazdım.. okul falan bir şekilde kendini götürüyor ama iş hayatı söz konusu olunca bu gerçekten büyük bir problem.. olur olmaz yerlerde uyuya kalmak gerçekten büyük problem.. hatta iş yerinin tuvaletinde 12 saat uyuya kalmışlığım var ki temizlikçi kapıyı kırarak uyandırdı beni.. kovuldum tabi böyle böyle bir çok işten.. bunu engellemek için yapılması gereken tek şey zamanında uyumak ve uyanmak biliyordum ama yapabilsem yapardım bunu.. gerçi bu sayede bugünlere geldim..

son işimde yine sıkıntılar çekiyordum ve kendimi uyumak için zorluyordum eve geldiğimde.. ancak uyumak için elimden hiçbir şey gelmediğini farkettim.. yani insan uyumak için sadece bekliyordu.. karanlık, sessiz, hafif sıcak bir ortam yaratıyor kendine ve sadece bekliyordu.. bu çok saçma gelmişti bana.. yürümek isteyince yürüyen, yatmak isteyince yatan, ne bileyim isteyince zıplayan vücut, uyumak isteyince beklemesi gerekiyordu.. evet istemsiz olayları da var vücudun ama yine de beklemek, hala saçma geliyor bana..

yine böyle kendimi uyumak için beklemeye aldığım bir gecede, sema 125 geldi aklıma.. ismini de sevemedim ama değiştirmek de değiştirilmiyor artık.. bir kaç aylık ufak bir ve aslında basit bir çalışmanın sonunda elimde istediğim zaman beni uyutan ve istediğim zaman uyanmamı sağlayan bir alet vardı.. işleyişinden bahsedemeyeceğim çünkü tahmin edebileceğiniz gibi bu bir sır.. kendi üzerimde bir ay kadar denediğim alet kusursuz çalışınca, bir kaç arkadaşımın üzerinde de denemelerde bulundum.. gayet sorunsuz çalıştığını da görünce piyasaya sürmeye karar verdim.. gerisini de az çok herkes biliyor zaten tekrar anlatmama gerek yok.. bugünlere gelmiş oldum işte..

bağımlılık yarattığını düşünen karşıt görüşlü kişiler olmadı değil ancak böyle bir bağımlılık dürtüsü kanıtlanmış değil.. kanıtlansa bile kimsenin bu aletten vazgeçebileceğini düşünmüyorum.. sadece uyandırma zamanını yanlış ayarlamış birkaç kişi bir daha uyanamadı o kadar.. bunun üzerine aletlere 15 saat sonra otomatik uyandırma sistemi getirildi ve bunun da önlemi alınmış oldu.. 

tabi sema holding kurucusu olarak, ilk prototip hala elimde ve onun verdiği uykunun tadını başka hiçbir modelden alamadım.. 65 yıllık yaşantım boyunca tek başarım, insanlara uykuyu beklemek yerine, hemen elde etmelerini sağlatmam oldu.. eh takdir edersiniz ki sıkıldım ben.. çok para, güzel ve düzenli uyku canımı sıktı artık.. beni zengin eden şeyin beni yok etmesi durumunu gerçek anlamda yaşamak istiyorum.. uyandırma zamanı ayarlanmamış prototip kafamda ve 2 dakika sonra uykuya dalmış olacağım..

ama kafamda sadece şu “sema 125” adı var.. gerçekten daha güzel bir isim bulmalıydım.. sema 125 de neymiş?..

retrograde amnesia*

koğuş günlüğünden

5. gün:

baltalimanı kemik hastalıkları eğitim ve araştırma hastanesi - saray binası - 1. ortopedi kliniği - 2. koğuş - 2. yatak

çok erken kalkmaya iyice alıştım.. çok erkenden kastım sabah 5 buçuk.. kahvaltı ile beraber yan yataktaki ismail amca yatağımı dürter ve beni uyandırır hep.. ilk bir kaç gün nerede olduğumu anlayana kadar bir kaç dakika gerekiyordu ancak artık yemek sehpasını yatağıma çekiyorum kalkar kalkmaz.. sabah yemekten yarım saat önce almam gereken hapı hemşire yine unuttu.. kalkıp istemem gerekti.. mesaisi sabah 8 gibi başlayan, 12 saat süren ve iki koğuşa da bakan hemşireyi sabahın köründe yerinde bulmak zor oldu tabi.. hemşire odasında uyuya kalmış ve yeni uyanmış hemşirenin masasına oturmasını ve etrafa anlamsız şekilde bakmasını izlemek keyif verse de fazla uzatmadan bu seyri, ilacımı istedim.. ilaçtan sonra yarım saat bir şey yememem gerektiği için koğuşun dışında bekledim.. zira insanlar yemek yerken etrafa bakmak eziyet verici olabiliyor..

1 dilim peynir, 3 dilim ekmek, aslında hiç yemeyeceğim kayısı reçelinin ardından tekrar uyudum.. 8’e doğru hemşire vardiya değişiminde, bir önceki yeni gelen hemşireye hasta ile ilgili bilinmesi gerekenleri anlatır.. ben de yeni geleni görebilmek adına uyandım.. uyku sersemi el salladım kendisine, gülümsedi.. iki gün önce de bizim koğuşa bakan başak hemşire gelmiş yine.. güzel olan.. tekrar uyuyamadım.. gün içinde sıkıntıdan uyuya uyuya artık uyumaya hali kalmıyor insanın.. aklıma sigara düştü.. ancak doktorlar sabah vizitine çıkacakları için yerimden ayrılmamaya karar verdim.. 

müzik ve insanları dinlemek arasında gidip gelirken, kulaklığı bir takıp bir çıkartmaktan yorulunca, tekini takıp tekini çıkardım yine her zamanki gibi.. bir saat kadar sonra doktor geldi.. peşinde 4 tane asistan koşuşturuyor yine.. çok havalı, soru sorunca yürüyerek cevap veren, pek surata bakmayan ve vurgulu vurgulu konuşan bu havalı genç adamları, daha yaşlı bir adamın etrafında pervane halde görünce gülmemek elde değil.. tabi karşında doktor varken ve vereceği haberi duymak için ağzının içine bakarken gülmek pek de akıllıca bir seçim değil.. ben ameliyat haberi beklerken o gün, doktor bana ameliyat olmamın gereksiz olabileceğini, yapılan o kadar radyoaktif çekimlerin farklı sonuçlar gösterdiğini, son mr’da ise belli bir şey çıkmadığını söyledi.. son bir kez romatolojiye danışacağını ve buna göre bir karar vereceklerini açıkladı.. tamam dedim.. hayır beni illa kesin diyecek halim yoktu tabi.. koğuştaki 8 adamı da gördükten sonra gittiler ve (10 yatak var normalde ama ikisi boşaldı) ben de hemen montumu alıp sigara içmeye çıktım..

sigara içmek aslında yasak.. bahçeye çıkarken güvenlik var ve normalde izin almadan çıkmaya müsade edilmiyor.. ancak bir iki ağız yapmaktan, 5 dakika kapının önündeyim demekten sonra çıkılabiliyor kısa süreliğine.. çıktım, sigaramı yaktım.. 5 gün boyunca ameliyat beklerken, bir anda boşuna yattığımı öğrenmek biraz koydu açıkçası.. bunun dışında ameliyata gireceğim diye kestirttikleri, yıllardır severek uzattığım sakalları düşününce, gerçekten üzüldüm.. o yasla iki dal daha içtim üst üste ve içeri girdim..

uyuklamak, müzik dinlemek, internete bakınmak ile zaman geçti ve öğle yemeği saati geldi.. yemekten sonra bir kaçak sigara turu daha yaptım ve saat 1’de ziyaretçi saati başladı.. kalabalık kaldırmayan bünyem için koğuş zaten sıkıntı yaratırken, bir de ziyaretçi adı altında koğuşa yatak başı ortalama 3 kişi girince, kendimden geçer oluyordum artık.. en iyi çözüm ise uyumak oldu deneyimlerimce.. uyudum..

saat 5 gibi, birisi kalçamdan sarsarak adımı haykırdı.. uyandım ama anlam veremedim önce.. sonra tekrar dürtüldüm ve birden zıpladım yataktan.. kafamda iki tane asistan dikilmiş bana bakıyorlardı.. “şu bacağını bir daha açsana” dedi bir tanesi.. açtım.. “işareti koyalım” dedi yine aynı kişi.. diğeri de önlük cebinden çıkardığı kalem ile sol bileğimin üst tarafına doğru bir hedef çizdi.. “yarın ameliyata giriyorsun burak” dediler.. koğuştakilerle neymiş nası olmuş ne olacakmış üzerine cümleler kurduktan sonra akşam yemeği geldi.. yemek sonrası sigara, çay, televizyon ile zaman geçirdim..

gece, ertesi gün ameliyatı olanlar için zorluydu.. 12’den sonra yiyecek içecek yasak olduğu için zaten tutmayan uyku iyice sorun olmuştu.. normal bir gecede sohbet eder, koğuşun dışında sipariş edilen çay, tost, kraker, bisküvi gibi şeylerde alem yapılırdı ama o gece sadece ameliyat kaygısı içerikli sohbet vardı.. 4 gibi yatağa geçtim.. internete biraz baktıktan ve radyo dinledikten sonra telefonu şarja taktım ve kafamı yastığa koydum..

yarın ameliyata giriyorum.. ama önce şu uykuya dalmak gerekiyor..

memleket muhabbeti

kapalı bir hücrede geçirilen 6 yılın ardından, kendimle konuşmaktan vazgeçtim.. tam 6 yıl olduğundan da emin değilim.. yaklaşık bir şeyler işte.. artık kendimle konuşmak yerine başkalarıyla konuşuyorum.. kendimle konuşacak bir şeyimin kalmaması bunun en önemli nedeni sanırım.. hem kendi kendime konuşmak, delirdiğimi düşündürtüyordu bana.. vazgeçtiğim iyi oldu.. istediğim kişiyle istediğim zaman konuşmak gerçekten rahatlatıcı olabiliyor.. başkalarına ulaşmak, kendime ulaşmaktan daha kolay, 6 senede bunu anladım.. ya da 7..

ilk görüşmem tanrı ile oldu.. konuşmaya en tepedekiyle başlarsam diğerleri daha kolay olur diye düşündüm.. korktuğumdan daha iyi geçti konuşma.. muhabbeti çekilebilir birisiymiş.. ama sıradan muhabbet oldu.. hiç öyle özel şeyler öğrenemedim.. bayağı da sordum ama söylemek istemedi.. sonra da zorlamak istemedim.. daha ilk konuşmada üstüne gitmek olmaz diye..

sonra sıradan aklıma gelenler ile muhabbete başladım.. bir kaç yazar, yönetmen, oyuncu falan geldi aklıma.. sıkıcı konuşmalar da oldu çokça.. muhabbeti sarmayanı yolladım, yenisi geldi hep.. neden daha önce bu durumu keşfetmediğimi sorguladım ara ara.. 

sorgulamalarımı aklıma gelen filozoflar ile tartıştım hep.. zaman mekan önemsiz olduğundan her çağdan düşünür ile konuşabiliyordum.. fikirlerini benimsemediğim birisi olunca laf sokup gönderiyordum.. böyle böyle çok eğlendim diyebilirim..

kitleleri peşinden sürükleyebilmiş adamlarla konuştum.. küfrettiğim de oldu, saatlerce muhabbet ettiğim de.. siyasi tartışmalar kafa açabiliyor bazen.. her ne kadar dar görüşlü olsam da bu konuda, kendimle tartışmaya girmekten daha çok zevk alıyordum diyebilirim..

aklımdaki isimler tükenmeye yüz tutunca, eş dost tanıdık ile görüşmeye başladım.. farkettim ki sayıları çok azmış.. zaten konuşmalar da çok kısa ve sıkıcı geçiyordu hep.. memleket muhabbeti çevirdiğim adamlar bile oldu.. koskoca yalnızlığın içinde, istediğim kişiyle konuşabiliyordum ama o memleket muhabbeti yine oluyordu.. ama yapacak bir şey yok.. 

neden kapatıldığımı, neden yalnız bırakıldığımı unutalı 4 sene oldu.. ya da 5 tam bilemedim şimdi.. o da garip bir olaydır.. o vakte kadar kendimle olan tüm konuşmalarım bu sebep ile ilgiliydi.. sonra bir gece uyudum.. uyandığımda nedeni hatırlamıyordum.. çok da hatırlamak istediğim bir şey olmasa gerek, üstünde fazla durmadım.. kendimle konuşmalarım bu sayede biraz daha çekilir gibi oldu ama o kadar sene kendinle ne konuşabilirsin ki zaten?..

güneş ışığı ya da canlı bir insan göremediğim için gün hesabımı uykuma göre yapıyorum.. ama biyolojik saatime, mekanik bir saat kadar güvenmiyorum açıkçası.. ne kadar uyuduğumu ya da ne kadar uyuyamadığımı kestirebilmek güç.. 9 yıldır yaptığım konuşmalar, deli saçması muhabbetler ile yaşayabiliyorum.. bir de yemek geliyor kapıdan arada.. yanında adını ve nedenini bilmediğim ilaçlar var bir de.. onları da içiyorum.. renkleri güzel.. 

12 yıldır o kadar çok kişi geçti ki bu odadan, aklımdaki tüm isimler tükendi.. bir 8 sene daha nasıl geçecek hiç bilemiyorum.. şimdi ki çalışmam, hiç tanımadığım, yüzünü ismini bile bilmediğim kişilerle konuşmak.. ilk bir kaç denemem başarısız oldu.. hatta bir tanesi henüz 3 gündür burada olduğumu söyledi.. sinirlerim bozulunca yol verdim.. ama çalışmalarım devam ediyor.. eğer bunu da başarabilirsem, 4-5 sene sıkıntı yaşamam gibi geliyor.. o da bitince ilaç almayı kesmeyi düşünüyorum.. çılgın yıllar beni bekler.. saat kaç oldu acaba?..

acaba

- aa! merhaba.. biz de senden bahsediyorduk tam.. gelsene şöyle otur biraz.. bak bu benim senden eski olmasın bir arkadaşım.. tanışsanıza.. nasılsın anlat bakalım.. ne kadar oldu görüşmeyeli bak onu bile unutmuşum.. ulan özlemişim be.. bira içersin değil mi?. pardon buraya bir 50’lik daha alabilir miyiz?. ha sen dark seviyordun değil mi?. 50’lik iptal dark yapalım onu.. seni yakalamışken hemen anlatayım unuturum sonra biliyorsun beni.. bizim bir arkadaş vardı ya hani.. şu bizim gittiğimiz barda çalışan hani.. barı satın almış lan.. bizden para dileniyordu adam, yancının önde gideniydi.. nasıl oldu anlamadım bana da başka bir arkadaş söyledi.. bak kendi bile söylemedi.. aramadı zaten o günden beri zaten.. ben de hiç uğramadım yanına.. belki beraber gideriz bir uğrarız.. ama bilemedim de şimdi.. yaa senin kız arkadaş vardı ne oldu beraber misiniz hala?. ya da neyse daha sonra sakin sakin konuşuruz bu konuyu şimdi kalabalık tabi.. özlemişim seni be.. beni biliyorsun aramam kimseyi.. sen de aramadın sormadın hayırsız gibi.. aklımdaydın falan deme şimdi yemiyorum ben onları.. heheh.. hah biralar da geldi.. şu küllüğü de değiştirebilirsek… senin iş durumu ne oldu ki?. hala aynı yerde misin?. son görüşmemizden sonra iki yer değiştirdim ben.. beni bilirsin memnuniyetsiz bir adamım.. olmadı anlaşamadım hiç.. anlaşamayınca da bir yere kadar dayanabiliyor insan.. yaa bir de annen vefat etmiş çok üzüldüm.. başın sağolsun.. aramadım ben de yüzyüze görüşürüz diye ama o da olmadı malesef.. sigarayı bırakmadın değil mi?. al yak benden heheh.. bakma garip garip lan.. evet değiştirdim sigaramı.. e artık yeter dedim.. kaç yıldır aynı aynı.. zor alıştım zaten bak.. bir de çantamı değiştirdim bak.. yaa değiştirmezdim de sapı koptu artık.. biraz yırtıktı zaten biliyorsun.. gerçi onu mu hatırlayacaksın bende ki de soru heheh.. kilo verdim biraz bak.. spor mpor değil ama.. yemek yiyemiyorum bu aralar.. yaa geldiğimden beri ben konuşuyorum.. sen anlatsana biraz da…

+ abi.. ben öldüm, unuttun mu?..

- doğru ya.. ben de konuşuyorum haybeye.. ne sorulur ki şimdi sana bilemedim de bak..

+ abi.. sen de öldün..

- bak bu acayip olmuş işte.. ben de diyorum kafam neden bu kadar ağrıyor.. benim de çeneme vurdu demek ki… e kalkalım madem..

+ kalkalım abi..

- ya da dur be yol uzunsa birer tane daha içelim olmaz mı?..

+ …

- tamam tamam.. ben bir tuvalete gideyim de kalkarız madem.. çok mu içtim acaba?..

duvar

tek dileği, duvarların içinden geçmek olan birisinin hikayesi bu.. hiç dinmeyen bir hayal gücünün, durmak zorunda kalması üzerine gelişen bir takım olaylar silsilesi..

her normal çocuk gibi onun da çizgi filmler ekseninde hayalini kurduğu bir süper güç isteği vardı.. duvarların içinden geçmek.. aslında bir süper özellik olarak sadece duvarlardan geçebilmek, başrole uygun bir özellik değildi kafada çekilen filmler için.. ama bir şekilde kafasına yerleşmişti bu hayal.. arkadaşlarıyla süper güçlü oyun oynarken hep bu özelliği seçer, dalga geçen olursa duvarlardan geçer ve saklanırdı.. hayal gücü sınırlıydı belki de.. sadece tek bir şey üzerine kurardı senaryolarını, değişik şeyler düşünmek aklına gelmezdi.. bir kez olsun uçmak ya da görünmez olmak istememişti.. duvarlardan geçebilse, dünyayı kurtarabileceğine inanıyordu..

çocuklar, kafalarında kurdukları şeyleri gerçek olabilcekmiş gibi anlatmayı bırakmaları gerektiğini, hayal gücü gelişememiş, düz çocukların yanında öğrenirler.. gerçek dünyanın ötesine geçememiş insanların yanında hayallerden, kafadaki senaryolardan bahsetmek, bir takım engellemelere, baskılara maruz bırakır kişiyi.. gerçeklikten uzaklaşmak istemez düz kişiler ve sizi susturmak için elinden geleni yapar.. bunu çocukken yaşamak ise ömür boyu susmak zorunda bırakır hayal gücüne bağlı kişiyi.. çünkü ona göre yaşamayı öğrenmiş, fikirlerini sadece kendi kafasında yaşamayı seçmek zorunda kalmıştır..

kafasında duvarlardan geçmek dışında bir hayal olmayan birisi için bu durum biraz daha kolay oldu tabi.. ilkokulda iktidar mücadelesinin farkına varan çocuklar yüzünden, artık her yerde dile getiremez olmuştu duvarların içinden geçmenin güzelliğini.. anlatabildiği kişiler de hayal gücünü ciddiye alabilecek, son bir kaç kişiydi yakınlarındaki..

lise yaşlarında ise artık hiç bahsetmez oldu hayalinden.. zaten bahsetmeye ne gerek var ki diye düşündü hep.. tek derdi kızlar olmuştu ve hayalinden bahsetmesi ona bu konuda pek bir getiri sağlamıyacaktı.. düz insanların yanında kalmaktan o da düz biri haline gelmişti.. sadece gece yattığında aklına gelen hayali yine yüzünü güldürüyordu ama sabah olunca kendini düşüncelerden sıyırıp düz bir hayata giriyordu yine..

üniversite çağında, hayalini tamamen unutmuş bir insana dönüşmüştü.. artık başka başka hayalleri vardı ama gerçekçi hayaller pek de yaratıcı değildi.. iş sahibi olabilmek, güzel paralar kazanabilmek, aile kurabilmek, baba olabilmek… bir de bunlardan önce motor alabilmek.. artık hayalleri bunlardı ama görüldüğü gibi artık imkansızı düşünmek gibi bir şey kalmamıştı içinde..

üniversiteye girene kadar düz olmaya sürüklenen çocuklardan, üniversitede ve sonrasında yaratıcı olanlarını seçmeye ve iyi yerlere getirmeye uğraşan bir sistemdeyiz.. küçücük bir hayal gücü parçasını, zeka pırıltısı olarak algılıyoruz.. deli saçması şeyler mükemmel zekaların ürünü haline gelebiliyor.. o kadar düz adamın içinde bunu başarmak biraz şans işi.. bu şansı yakalamış ufak hayalperestler ise şans oranını düşürmemek için düz insan üretimine devam için elinden geleni yapıyor.. çocukken başlayan iktidar mücadelesi, her zaman sürüyor..

üniversite bitmeden önce, yeni ama gerçekçi hayallerinden bir tanesi olan motoru aldı.. diğer yeni ama gerçekçi hayallerini gerçekleştirmek için ilk adımdı bu.. tek yapması gereken tadını çıkarmaktı.. gezdi, eğlendi, havasını attı, daha da düzleşti kafası.. sonra bir gün içkili bindi motoruna, büyük bir kafa düzleştiren eğlencenin ardından.. çok hızlandı.. düz kafası, alkolle birleşince yavaşlamayı akıl edemedi.. karşına bir duvar çıktığının farkında bile değildi.. farkında olsa bile düz kafası kollarına komut verebilecek durumda değildi.. duvara çarptı yüksek bir hızla.. duvara çarptığında ayıldı.. küçükken aklında olan o saçmasapan hayal geldi aklına.. duvardan geçmişti gerçekten.. yüzü güler gibi oldu.. hayalini hatırlamıştı son anda ama kafası bu sefer gerçekten dümdüz olmuştu.. hayalini gerçekleştirmiş olarak öldü..

kapıcı

merhaba.. benim adım rıfat.. 38 yaşındayım.. evli değilim.. bir ilişkim de yok.. tek başıma bir apartman dairesinde ikamet ediyorum.. kiracıyım.. ev sahibimle hiç tanışmadım.. sadece adını ve hesap numarasını biliyorum.. onunla 8 yıldır tek irtibatım bu.. merhaba, ben bir kapıcıyım..

kapıcıdan kastım, halk arasında kullanılan tabiri ile apartman insanlarına hizmet eden, çöplerini alan, bakkal ihtiyaçlarını temin eden, apartman temizliğinden sorumlu kişi değil.. kapı imal ediyorum.. bir nevi marangozluk gibi ama sadece kapı yapıyorum ben.. evimden otobüs ile 25 dakikalık mesafede bir atölyem var.. tek başıma çalışıyorum.. çırak edinmeyi denemedim değil ama anlaşamadım.. parasında falan değilim.. sadece, iletişim kuramadım kimse ile.. hem çok çalışmak kafamın dağılmasına iyi geliyor..

her türlü isteğe göre kapı yapabilirim.. kendi tasarımlarımdan oluşan bir kataloğum bile var.. iş olmadığı, boş kaldığım zamanlarda öylesine çizerim bir şeyler.. beğenen, yaptıranlar da olur.. çok müşterim de yoktur zaten.. öyle birisi birisinden duyacak da yaptıracak işte.. reklam vermek, kart ya da afiş batırmak gibi şeyler ilgimi çekmiyor pek.. uğraşamam öyle şeylerle.. kapı yaparım ben..

kapı yapıyor deyip küçümsemeyin.. öyle kolay bir şey değil.. ağacın en iyisini, model için en uygununu seçerim.. en kaliteli, hasarsız camı da bulmak kolay değil.. piyasa sağolsun bir kaç tanıdığım oldu yıllar içinde malzeme sağlayacak.. beni de bilirler, sağolsunlar ayırırlar güzel malzemeleri.. gider alır işime bakarım.. ilk yıllarımda kötü malzemeler yüzünden, hiç beğenmediğim işler çıkarmışlığım var.. deneyimsizlik diyelim.. yine beğenildi satıldı ama benim içimde hep uktedir o hatalı kapıların sahiplerine yeni kapılar yapmak..

hiç ustam olmadı benim.. sanırım kapıcı olarak doğmuşum.. ya da kapı ustası olarak.. kendime hep kapıcı demişimdir ve hep yanlış anlaşılmıştır.. alışkanlık işte.. üniversiteden sonra okuduğum bölüm ile ilgili bir iş yapamıyacağımı anlamıştım.. sağolsun ailemin desteği ile bir atölye açtım ve kapıcılık işine başladım.. nasıl bu kararı verdim, birden nasıl böyle bir işe giriştim bilmiyorum ama oldum işte.. dedim ya, sanırım kapıcı olarak doğmuşum.. 

sanırım insanların sınırlarını belirleyen şey kapı ve o yüzden seviyorum kapıları.. yani, evi, hayat olarak düşünün.. sizi hayattan koparabilecek, ondan uzak tutabilecek tek şey kapı.. kapınızı kapattığınız anda evde değil, odanızdasınızdır.. hayat sadece o odadan ibarettir sizin için.. hele ki kilitlediğiniz anda, kimse rahatsız edemez.. etmek istese bile giremez odanıza çünkü kilitli kapı içeriye kimseyi sokmak istemez.. e tabi böyle bir görevi olan kapı, güzel görünmeli değil mi?. işte ben de buna çabalıyorum.. her zaman en güzel, en kusursuz kapıyı yapmaya.. oda sahibi için içeriye sadece istediği kişileri aldırabilecek kapılar yapmaya.. en kusursuzu, en güzeli..

geçen bir müşteri geldi.. birisinden duymuş beni.. arkadaşım bilmem kim dedi ama hatırlamam müşterilerimin adını işim bittikten sonra.. çok beğenmiş yaptığım kapıları.. benim de işim yoktu.. zaten genelde yoktur ama olduğu zaman reddetmek zorunda kalırım.. tek çalışıyorum çünkü.. neyse ben buna kataloğumu gösterdim.. beğendi aslında, anlarım bunu ama kendisi bir şey yaptırmak istedi.. çıkardı kağıdını, çizdiği şeyi gösterdi.. hayatımda gördüğüm en güzel kapıyı çizmiş.. daha önce yaptığım bütün kapıların sadece birer tahta parçası olduğunu düşündürten bir çizim.. benim neden aklıma gelmedi bu diye çok düşündüm.. kapıcı olan bendim o değil.. ama çizmiş işte.. benim çizdiklerimden daha kusursuz, daha güzel.. kabul ettim hemen.. yaparım dedim.. ben bir kapıcıyım.. doğuştan.. elbet yaparım dedim.. yapmaya başladım..

kısa bir süre sonra, olmadığını farkettim.. yapamadığımı.. oluyor gibi ama olmuyor gibiydi.. o çizim gibi değildi sanki.. 15 yıllık kapıcılık hayatımda gördüğüm en güzel kapı çizimiydi ama ellerim yapmama izin vermiyordu sanki.. elimden geleni yapıyordum ama o eller, kendi çizmediği şeyi yapamıyordu sanki.. daha iyisi yok, bundan iyisi yok diyordum kendime ama sürekli bir şeyler ters gidiyordu sanki..

müşterim iki hafta sonra tekrar geldi.. kapılar hazırdı ama sanki istediği şey bunlar değilmiş hissiyle gösterdim yaptığım şeyleri.. kapılara baktı, kapıları inceledi.. anlamıyordum sevip sevmediğini.. daha önce yaptığım hatalı kapılar bile sevilmişti hallbuki.. ama anlamıyordum yüzünden sevip sevmediğini.. kapılara baktı, sonra bana.. tekrar kapılara daldı.. uzun bir süre baktıktan sonra tekrar bana döndü ve daha sonra tekrar geleceğini söyledi..

kapıları tekrar mı yapmam gerekiyor yoksa bu halleri iyi miydi bilmiyorum.. sol bacağımın kaval kemiği ağrıyor ve ne kadar daha ayakta durabilirim bilmiyorum.. ne zaman geri gelecek ve bana kapılarla ilgili bir şey söyleyecek bilmiyorum..

hala bir kapıcı mıyım yoksa bu başarısızlık ile kapıcılık hayatıma son mu veriyorum?.. bilmiyorum..

hastalık

gülümsedim.. kimseye ihtiyacım yok der gibi, aynadaki yansımam ile beraber gülümsedim.. yükselmiş olan ateşimin etkisi sanırım.. hala gülümsüyorum.. öksürük biraz azaldı sanki de, burun akıntısı geçmedi bir türlü.. 

bir sigara sardım.. içince iyileşeceğim dediğim kaçıncı dal olacak hatırlayamadım.. yaktım.. gerçekten de iyileştirmiyormuş bu sefer iyice anladım.. zar zor yarsına kadar içtim.. bu oda mı çok havasız yoksa ateşim gerçekten çok mu yüksek?

dışarı çıkmam gerek.. açık havaya.. dışarısı soğuk mu bilmiyorum.. sadece çıkmam gerek..

soğukmuş.. tabi bu soğuğun bir nedeni de üzerime bir şey almamam olabilir.. çorapsız giyilen spor ayakkabı da kötü bir his bıraktı bende.. beş dakikalık yürüyüş için çorap giyemezdim.. dışarı çıkabilecek enerjiyi bulabilmem bile ilginç..

evdeki sıcaklık, bilgisayarın sıcaklığı… her şey sıcak.. uyku yok.. uyuyamıyorum.. çok sıcak.. daha yaz gelecekti değil mi?.

buzdolabını açtım.. istemsiz yiyecek bir şeyler aradım.. yiyesim yok.. sadece baktım.. buzdolabının içine girmek istiyorum.. insanın içine girebileceği buz dolabı üretmeliler.. bu fikir sabah çok anlamsız gelecek biliyorum ama şimdi evimde böyle bir alet olsa, içine girmekten çekinmem..

ikinci bir dal sarıyorum.. iyi gelmiyeceğini bile bile.. başım dönüyor iyice.. yarısına gelmeden söndürdüm.. sanırım yatağa geçmem gerek.. yüksek ateş halisünasyon etkisi yaratıyordu değil mi?. yatakta baş etmeliyim böyle şeylerle.. bilgisayar başında değil..

uyku zor, uyku uzak ihtimal..

telefon

uyandı.. başında kocaman bir ağrı.. gece içtiği iki bira ve dört tekila bunu ona yapmıştı.. hayır, sadece tetiklemişti.. hayır, başka bir şey içmesini tetiklemişti..

sık sık alkol almayan ve bünyesi zayıf olan birisi için çok fazla içmişti.. en azından kendi rekorunu kırmıştı o gece.. tek başına bir mekana girip sipariş verebilmiş olması bile bir mucize sayılabilirdi onu tanıyanlar tarafından.. mekana girmiş, bar sandalyelerinden birine oturmuş, içmeye başlamıştı.. tam filmlerdeki gibi.. en azından kendi öyle düşünmüştü ilk anda..

sigarayı bırakalı sekiz ay olmuş, artık aklına bile gelmeyecek bir safhadaydı.. günde iki paket içmezdi belki ama bir nevi tiryaki sayılabilirdi.. boş ve sıkıcı zamanları sigara ile geçiştiren birisiydi ve bu sıkıcı anları çokça yaşadığı için, bir tiryaki seviyesine çıkıyordu içiciliği.. sekiz ay önce ise “bırakıyorum” deyip, bir anda  sigarayı bırakabilen bir tip olduğunu öğrendi herkes.. kendi de bilmiyordu bu kadar kararlı olabileceğini.. ama tek bir dal bile içmemişti, o güne kadar.. sekiz aylık direnci, o gün kırılmıştı.. ofiste, arkadaşının masasındaki sigara paketinden bir dal almış, balkona çıkmış, o güne kadar içmediği bir hızda içmişti sigarasını.. balkon kapısının önünden geçerken, yeniden sigara başlamış olduğunu gören arkadaşlarının bakışlarını farketmeden..

sabah mutluydu, öğle yemeğinde mutluydu, patronuyla performans değerlendirmesi yaptıktan sonra bile mutluydu.. telefonu açarken mutluydu.. telefonu kapatırken mutsuzdu.. kimse sormadı telefonda kimle konuşutuğunu ya da onu neden bu kadar mutsuz ettiğini karşıdaki sesin.. merak ettiler elbet ama iki dakikalık telefon görüşmesinden ne çıkabilirdi ki?. kimse sormadı o gün, sadece izlemekle yetindiler.. kimse cesaret edemedi sekiz aylık direnci yıkan bu haberi öğrenmeye..

uyandı.. başında kocaman bir ağrı.. gece içtiği iki bira ve dört tekila bunu ona yapmıştı.. hayır, sadece tetiklemişti.. hayır, başka bir şey içmesini tetiklemişti.. ama neydi?. telefon çalmıştı ve açmıştı.. sonra.. sonra kapatmıştı telefonu.. ne konuşmuştu ki?. geceden kalan yarım paket sigarasından bir dal alıp yaktı doğrulur doğrulmaz.. “ne zaman başladım ben buna tekrar” dedi sesli sesli.. hatırlamıyordu kendisine günü ve geceyi haram eden haberi.. ya da sesi.. emin olamıyordu ne halt ettiğine.. saate baktı.. işe gitmesi gerekiyordu.. 36 yıllık bedenini zorla hareket ettirdi.. tuvalete yöneldi.. sızdığında üzerinde bulunan gömlek ve pantolonunu düzeltti.. kravatını tekrar bağlamak için çıkarttı.. tuvalete girdi.. kapıyı kapatmadı.. klozetin kapağını açtı, pantolonunu indirdi ve 36 yıllık bedenini soğuk plastiğe oturttu.. ağlamaya başladı.. 36 yılın gözyaşı, bir anda çıkıyordu içinden..

uyku

uyumak için yatağa girdi.. düşünmeye başladı.. düşünmenin, onu yatağa yatma amacından uzaklaştıracağını bile bile düşünmeye başladı.. sordu kendine.. insan nasıl uyur?.

bir yere uzanmak, ışıktan sesten kendini mahrum bırakmak, vücut sıcaklığını olağandan biraz daha yükseltmek, gözleri kapatmak ve sonra beklemek.. ne kadar saçma diye düşündü.. uyumak için beklemen gerekiyor, hiç bir şey yapmadan beklemek.. ne olacağını, tam olarak nasıl olacağını bilemeden beklemek.. vücudun kendini uyku moduna almasını sağlamak.. aklına bilgisayardaki uyku modu geldi bir anda.. tam olarak kapanmıyor ama kapanmış gibi oluyor.. tuşuna basınca az bir kıpırdanma ile kendine geliyor.. evet o işlem de adını insanın uykusundan almış olmalı ama o işlemde bir istek, bir tuş var.. bir sistemi olmalı uyumanın.. 10 saniye nefesini tutsa insan ve uykuya geçse ardından mesela.. ya da 3 kere burnuna falan vurunca.. bir sürü olasılık geliyordu aklına ve gayet mantıklı şeylermiş gibi ciddi düşünüyordu bunları..

sonra iyice uykusunun açıldığını farketti ve kafasını kaldırıp yastığını dolgunlaştırdı.. kafasını, henüz kafa sıcaklığını almamış bir bölgeye denk getirdi.. ayaklarını da yorganın soğuk kısmına yerleştirerek, kafasındaki sorulara cevap vermeye başladı.. vücut yoruluyor, yatınca kaslar gevşiyor, enerji toplamak için beyin de işlevini yavaşlatıp uyku moduna geçiyor.. bu kadar basit uzatacak bir şey yok.. 

biraz başka şeyler düşündü.. o gün metroda gördüğü kız, laf sokunca hemen cevap veremediği arkadaşı, yine metroda gördüğü bayılan adam.. bunlar kafasını fazla kurcalamadı ve beyni iyice boşalmaya başladı.. tam dalıyordu ki bir titreme geldi ve tekrar uyandı.. küfür etti uyanışına.. 

uyku ile uyanıklık arasında gidip gelirken, uykuya teslim olmak adına bir şeyler yapması gerektiğini hissetti.. derin bir iç çekti ve nefesini tuttu.. 10’a kadar saymaya başladı.. 9’a gelemeden uyudu..

tekodali asked: Merhaba. 'Uykum kaçtı da yazdım' da diyemiyorum. Canım istedi biraz da. Belki garip karşılanacağım. Ama olsun, değil mi? Uyuduysanız ne ala, iyi uykular. Uyumadıysanız da, tekrardan kocaman bir merhaba.

merhaba.. uyuyordum ben bu mesaj sırasında ve ancak cevap verebilme durumu oldu.. koşturmacalı bir gündü.. garip karşıladığım tek şey birinin buradan mesaj atması oldu sadece.. bunu da yayınlamayacaktım ama cevap verebileceğim tek kanal buydu sanırım.. 

evet, benden de kocaman bir merhaba..

rüya

bir rüya gördüm..

istiklal caddesinde yürüyordum.. cuma akşamı kalabalığı vardı.. ama öğle vakitleriydi.. hava soğuk olmalıydı çünkü ben dahil herkes kar yağıyormuş gibi giyinmişti.. güneş tam tepede öyle bir açıyla geliyordu ki, sıcaktan kusacaktım sanki.. bir de üstüne o kalabalık gelince… tansiyonum düşüyordu sanki sürekli..

kimsenin yüzü tanıdık değildi ama o caddedeki yüzlerce kişiyi tek tek tanıyordum.. kimisini merhaba deyip geçiyor, kimisiyle bir iki kelime sohbet etmeye çalışıyor, kimisini de görünce, önceden bir tartışma yaşamışım gibi, suratımı çeviriyordum.. nereye gittiğimi bilmiyor ama gittiğim yer belliymiş gibi ilerliyordum..

çok uzun yürüdüm ama üç adam ötesini bile göremeyecek vaziyette olduğum için tam olarak nerde olduğumu da kestiremiyordum.. sonra marmara cafe’nin olduğu sokağa daldım.. tünel’e geldiğimi sanarken sadece marmara cafe’ye kadar gelebilmişim.. sokakta kimse yoktu.. arkama baktım, cadde daha da kalabalıktı ama kimse caddenin dışına taşmıyordu.. sonra tekrar sokağa yöneldim.. bir adam vardı beyoğlu spor kulübü’nün girişinde.. bana bakıyordu uzaktan.. korkuttu adamın bakışları beni.. marmara’ya girdim.. her zamanki gibi tost yemek geldi aklıma.. bir de su.. hiç müşteri yoktu.. çalışan olarak da dönerin ve kasanın başındaki adam, bir de ayakta tek bir garson vardı.. selam verdim.. görmediler beni.. üst kata çıkmak istedim, oturunca sipariş alırlar diye.. merdivenleri çıktım.. tekrar sokağa çıkmışım.. 

sola baktım.. cadde boşalmıştı.. sıcak gitmişti.. sıcağın gitmesi biraz rahatlatmıştı beni ama o kadar insanın birden yok olması korkutmuştu.. sağa baktım.. kulübün girişindeki adam yine ordaydı.. uzaklaşmak istedim ondan.. caddenin boşalmasından daha büyük bir korku veriyordu bana o adam.. sola yöneldim ve caddeye çıktım..

boş cadde çok hoş görünüyordu ama tedirginlik ile ilerliyordum tünel’e doğru.. sonra bir an arkama bakma istediği doldu içime.. bakmak zorunda hissettim kendimi o an.. baktım.. kulübün girişindeydim.. adamla aramda bir metre var ya da yoktu.. hareket edemedim.. bağırmak istesem sesim çıkmayacak gibiydi.. o yüzden denemedim.. adamın eli beline gitti.. bir bıçak çıkardı.. biraz uzun bir şeydi.. yanıma yaklaşıp karnıma yavaşça soktu.. çok soğuk bir histi.. karnıma baktım.. bıçak tam karın boşluğumda asılı duruyordu.. sonra kafamı kaldırdım.. adam yoktu.. sonra tekrar bıçağa baktım.. kendi kendine dailer çiziyordu gövdemde.. çok acı hissediyordum.. kan yoktu ama iç organlarımı görebilemeye başlamıştım.. kesikler iyice büyüyünce, bacaklarımdaki gücün kesildiğini hissettim.. dizlerimin üstüne çöktüm.. bıçak durdu.. keskin tarafı yüzüme bakıyordu.. havaya baktım.. güneş yoktu ama tüm gökyüzü kıpkırmızıydı.. sonra tekrar bıçağa baktım.. hızla kafama doğru yükseldi.. son gördüğüm şey ise iki gözümün normal açılarından kurtulup, iki farklı götüntüyü birleştirmeye çalışması oldu..

uyanmışım..

beyin bedava.. gerçekten..

beyin bedava.. gerçekten..